Mevlana'nın İnsan Sevgisi ve Hoşgörüsü

Mevlana'nın İnsan Sevgisi ve HoşgörüsüMevlana'nın İnsan Sevgisi ve Hoşgörüsü

Allah bu kâinat içerisinde insanı en şerefli varlık olarak yaratmış ve her şeyi onun emrine ve istifadesine vermiştir. Bu husus Kur’anı Kerimde şu ifadelerle nazara verilmektedir. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık”. (Tin 95/4)

“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı”. (Bakara 2/29)

Allah’ın her şeyi insan için yaratması O’na değer ve önem verdiğinin en önemli delilidir. Yarattıklarını severek yaratan ve içlerinden insanı en mükemmel ve yeryüzünün halifesi kılan Allah elbette insana değer vermektedir. O zaman Allah’ın verdiği bu değeri insanlar birbirinden esirgememelidir.  

Mevlânâ insanı merkez almış, insan sevgisi ile yola çıkmış, yeryüzünde kendisinden en çok bahsedilen mümtaz şahsiyetlerden birisidir.

Mevlânâ bitki, hayvan ve insan âlemini tek bir bütün hâlinde görür. Bütün insanları da kendi benliklerine ait farklılıkları muhafaza ederken, barışa ve kardeşliğe çağırır. O, Müslüman olsun veya olmasın bütün insanlara karşı merhamet ve nezaket hisleri içinde olmanın gerekliliğine işaret eder.

Mevlânâ, insanı ruh ve beden bütünlüğü açısından değerlendirir ve insanın  asıl yönünün mânevî cephesi olduğunu söyler:
“Sen bu cisimden ibaret değilsin, gözden ibaretsin. Canı görsen cisimden vazgeçersin.” Der.

İnsanın manevi yönüyle birbirinden farklı olmadığını , İnsanların Allah’ın sanat eseri olduğunu bu açıdan bakıldığında ayrılık ve farklılığın olmayacağını belirtir. İnsanlar görünüşte isimleri , bedenleri, renkleri, dilleri birbirinden farklı olmasına rağmen özü itibariyle Allah’ın nurunun aynası olduğunu ve bu yönüyle ayrılık gayrılık ve farklılığın olmadığını belirtir ve insanları birlik ve beraberliğe, başkasını hor ve hakir görmemeye davet eder.

“Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen, bensin, ben de senim. Artık bu senlik ve benlik nedir? Biz Hakk’ın nuruyuz, Hakk’ın aynasıyız. Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz? Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor? Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz. Fakat neden böyle şaşıyız? Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler? Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye sol elini hor görür? Her ikisi de madem senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz.”

Hoşgörü, başka inanç ve kanaatlere saygılı olmaktır. Esasen başka inanç ve kanaatlere saygılı olmak, kendi inanç ve kanaatine bağlı olmamak değildir. Ayrıca bütün inanç ve kanaatler karşısında kayıtsız kalmak da değildir. Hoşgörü, ne fikrî mânâda başıboşluk, ne de şahsiyetten fedakârlıktır. Sözün özü hoşgörü, insanları kendi konumunda kabul etmektir.

İnsanlar, özündeki sevgiye, barışa, huzura, güven ve kardeşliğe hasret duymaktadır. Çünkü temiz vicdanlar her zaman iyinin ve güzelin tutkunudur. İşte, her ne kadar tarihî belgeler açısından kesin olmasa da, dünden bugüne Mevlânâ’ya izafe edilen meşhur dörtlük evrensel bir mesaj niteliğindedir.

“Gel, gel, her ne olursan ol, gel!
İnançsız da, putperest de olsan, gel!
Burası umutsuzluk dergâhı değil,
Yüz kere bozsan da tövbeni, yine gel!”