Ebu Hanife'nin hayatı

EBÛ HANÎFE'NİN  KISACA HAYATI

Doğumu

Ebu Hanîfe Hazretleri, Hicretin 80 inci yılında Kûfe'de doğmuştur. Ekseriyetin rivayeti bu olup tarihçiler de bunda ittifak etmiştir. Diğer bir rivayete göre 61 senesinde doğduğu söyleniyorsa da bu hem zayıftır, hem de onun hayatının sonuna uymamaktadır. Çünkü onun vefatı 150 senesindedir. Ekseriyete göre ölümü Mansur'un ona yaptığı işkenceden sonradır. 61 senesinde doğduğu farz edilirse, Mansur'un ona kadılık teklif ettiği zaman 90 yaşında olması lâzımdır. Halbuki bu yaşta olan kimseye böyle gayet mühim bir devlet işi teklif olunmaz. Teklif olunsa bile yaşının geçkinliğini ileri sürerek özür dilemesi gayet kolay olurdu. Fakat hiçbir rivayette böyle bir özür dilediğinden bahis olunmuyor. Öyle olunca bu rivayet, tarihçilerin anlattıkları hayatının son günlerine uygun düşmemektedir.

Nesebi Ve Âîlesî

Nesebi: Babası Sabit, dedesi Faruk Zevta'dır. Buna göre Fâris'lidir. Dedesi ise îcâbil ahalisindendir.[1] Araplar o yerleri feth edince esir düşmüş, Teym oğullarına köle olarak verilmiş, sonra azâd olunmuş. Teym kabilesiyle olan münasebeti de böyledir. Ebû Hanîfe'nin nesebi hakkında torunu ve oğlu Hammad'ın oğlu Ömer'in rivayeti böyledir. Fakat diğer torunu İsmail, yâni bu Ömer'in kardeşi ise dedesi Ebû Hanîfe'nin nesebini şöyle zikrediyor : «Merzban [2] oğlu Numan oğlu Sabit oğlu Numan» ve atalarında kölelik bulunmadığını yeminle söylüyor.
Görülüyor ki, Ebû Hanîfe'nin iki torunu, nesebleri hususunda velevki zahiren olsun, ihtilâfa düşmüşlerdir. Birincisi Sâbit'in babası Zevta olduğunu söylüyor, ikincisi Numan diyor. Birincisi onun esir edilip köle düştüğünü söylüyor, ikincisi köleliği kat'iyetle reddediyor. Hayrat'ul-Hisan sahibi îbn-i Hacer Heysemî bu iki rivayetin arasım şöyle birleştirmektedir: Ona göre Ebû Hanîfe'nin dedesinin iki ismi olabilir, biri lâkaptır ve Zevta'dır, diğeri asıl isimdir, Numan'dır. İkincinin köleliği reddetmesi babası Sabit hakkındadır,, dedesine şümulü yoktur. Biz isimlerin böyle zahiren muhtelif olabileceği hakkındaki buluşunu uygun görürüz. Fakat kölelik hususundaki ihtilâfı birleştirmesini kabul edemeyiz. Çünkü böyle kat'i surette reddetmek yalnız babaya münhasır görünmüyor.
Bence bu iki rivayetin arası şöyle bulunabilir : Zevta veyahut Numan, memleketleri feth olunduğu zaman esir düşmüştür, fakat kendisine âmân verilmiş serbest bırakılmıştır. Çünkü fetholunan yerler halkının büyüklerine Müslümanların yapageldikleri muamele böyledir. Onların ve yakınlarının gönüllerini hoş etmek için müsamaha gösterilir.

Şeref Milliyetle Değil, Takva Îledîr

Güvenilir ulemanın sözleri onun Acem olduğudur. Arap ve Babil'li değildir. Dedesi ister köleliğe düşmüş olsun, ister düşmesin. Ebû Hanîfe hür bir babadan hür olarak doğmuştur. Her ne kadar bâzıları, muhakkiki arın kabul etmediği mevsuk olmıyan rivayetlerle, babasının da köle düştüğü zannına kapıldılarsa da köle düşmesi, Ebû Hanîfe'nin ilmine ve mevkiine, şeref ve kadrine hiçbir nakîse vermez. Hattâ kendi başından bile kölelik geçmiş olsa ne ehemmiyeti var? Onun şerefi nesebten ve maldan gelmiyor. O, şöhretini haiz olduğu mevhibeler, izzet-i nefs, akıl ve takvadan alıyor. Asıl şeref işte bunlardır.

Bu hususta Mekki şöyle diyor: «Bilmiş ol ki, Takva en yüksek neseb ve en büyük sevabtır.» Cenâb-ı Hak : «Allah nezdinde sizin en şerefliniz, en muttaki olanınızdır» buyurdu. Hz. Peygamber de: «Benim â'lim her hayır işleyen ve takva sahibi olandır» demiştir. Bunun için Selman Fârisî'yi Ehl-i Beyt'mden saymıştır da: «Selman bizdendir, âl-i Beyttendir» buyurmuştur. Allah'u Teâlâ Hazret-i Nuh'un oğlunu Nuh'tan reddetmiş ve: «O senin ehlinden değildir, onun işi iyi değil» buyurmuştur. Hz. Peygamber Efendimiz Bilâl-i Habeşî'yi akrabası gibi kendi yakınlarından saymış ve amcası Ebû Leheb'i ise uzak tutmuştur.[3]


[1] Ebü Hanîfe'nin nesebi hakkında yaygın olan Farslı olmasıdır.
Onun Bâbılli olduğu da rivayet olunuyor. Hatib Bağdadi tarihinde: Ebû Hanîfe Bâbil ahalisindendir, diyor. Taraflarından Bâzı Hanefîler onun Arap neslinden olduğunu söylemişler veya İbn-ı Rait Ensari demişlerse de bu söz kabul olunamaz. Meşhur olan cnun Acem olduğudur ve yüksek bir ailedendir. Anası kabinidir. Babası ise Tirmiz, NeEâ veya Enbar'da yaşamıştır. Bunların hepsinde de bulunmuş olabilir. Son yaşadığı yer Enbar'dır. Hattâ Ebû Hanîfe'nin orada doğduğunu söyleyenler varsa da ekseriyete göre o Kûfe'de doğmuştur. Babası son olarak orada yerleşmişti. Orada Hz. Ali Efendimizle de görüşmüştür. Hz. Ali, Sâbit'e ve zürriyetine hayır ve bereket niyazında bulunmuştur.
[2] Merzban veya Merzüban: Serhan muhafızı, sınır Beylerbeyi demektir. Zaîm ve sipahiye de denir. (Burhân-ı Kâtı)
[3] Muvalîak b. Ahmed mekkî, menakı-ı Ebi Hanîfe, s.6.İstabul