Ahirete imanın aile açısından önemi

Ahirete imanın aile hayatına etkisi

Ahirete imanın aile açısından önemiAile; nesep ve evlilik yoluyla bir araya gelmiş, bir çatı altında bulunan en küçük ve en önemli bir sosyal gruptur. Aile, toplumun çekirdeği ve temel taşıdı

Aynı çatıyı, aynı hayatı, aynı güzergâhı, aynı yolu paylaşan insanların birbirlerine karşı muhtelif vazifeleri olması doğaldır.

Hele bu ortak paylaşımın içerisine hayatın kendisi yani hayat arkadaşlığı olunca sorumlulukta bir o kadar artıyor.

Aslında aile deki sevgi , eşler arasındaki muhabbet, şiddetli ilgi ve özgün alâka yalnız dünyâ hayatının ihtiyacından ileri gelmiyor. Bir kadın kocasına yalnız dünya hayatıyla ilgili bir eş değildir. Kadın kocasının ebedî hayatta dahi eşidir, hayat arkadaşıdır. Bu hayat arkadaşlığı ebedi alemde de devam eder. Bu nedenle aile kurarken bu açıdan bakmak lazım. Hal böyle olunca işin ciddiyeti bir o kadar da artıyor.

Bediuzzaman Saîd Nursî’ye göre, kadın madem ki ebedî hayatta dahi kocasının hayat arkadaşıdır. Öyleyse, ebedî arkadaşı ve dâimî dostu olan eşinin nazarından başka, başkasının nazarını kendi güzelliklerine celb etmemeli; süresiz hayat arkadaşını darıltmamalı, onu kıskandırmamalıdır. Mâdem mü’min olan eşinin, îmân sırrına binâen onun ile alâkası yalnız dünya hayatına özgü ve yalnız güzellik vaktine mahsus, geçici bir sevgi değil; ebedî hayatta da devam eden bir hayat arkadaşlığı kurmaya dayalı, esaslı ve ciddî bir muhabbet ve saygıdır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik vaktinde değil, ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahî ciddî hürmet ve muhabbete ihtiyaç var. Elbette ona mukabil kadın da, kendi güzelliklerini yalnız eşinin nazarına özgü kılmalı ve sevgisini yalnız beyine bağlamalıdır. Eşinin kusurlarını da asla büyütmemeli, affetmelidir.

Bedîüzzaman’a göre, kadınının dînî bağlılığına bakıp taklit eden ve eşini ebedî hayatta kaybetmemek için haramlardan uzak duran erkek, büyük mutluluk içindedir. Kocasının dînine olan hürmetine bakıp da, “ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya giren, Allah korkusunu iliklerine kadar duyarak haramlardan uzak duran kadın da bahtiyardır.

Saliha kadınını ebedî kaybettirecek derecede ahlâksızlıklara giren, dünyayı âhirete tercih eden ve kötülüklerden geri adım atmayan erkek, sadece kendisine yazık eder. Allah korkusu taşıyan ve haramlardan uzak duran kocasını kendisine örnek almayan kadın da kendisine yazık etmiş olur.

Eğer iki eş, karşılıklı olarak birbirlerini güzel ahlâk ve Allah korkusu noktasında, fitneden ve kötülüklerden uzak durması noktasında taklit ederlerse ne mutlu! Yok; birbirinin fıskını ve sefahetini taklit eder ve birbirini ateşe atarlarsa birbirlerine yazık etmiş olurlar.

Bir ailenin mutluluğu ve huzuru, eşler arasında karşılıklı emniyet, güven, samimi hürmet ve içten sevgi ile devam eder. Lem’alar, s. 257